HUKUKA AYKIRI DELİLLER VE TÜRK HUKUKUNDA DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

İspat hukuku, maddi vakıaların yargı mercileri önünde ortaya konulmasını sağlayan hukuk kurallarının bütünüdür. Ancak hukuk düzeni, ispat faaliyetinin sınırsız şekilde yürütülmesine izin vermemektedir. Çünkü hukuk devletinde amaç yalnızca maddi gerçeğe ulaşmak değil, aynı zamanda bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır.
Bu nedenle hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılıp kullanılamayacağı meselesi, hem anayasal hukuk hem de usul hukuku bakımından büyük önem taşımaktadır.

Hukuka aykırı delil yasağı; insan onurunun korunması, özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması ve adil yargılanma hakkının doğal sonucudur.

I. HUKUKA AYKIRI DELİL KAVRAMI

Hukuka aykırı delil; elde edilmesi, muhafaza edilmesi veya mahkemeye sunulması aşamalarından herhangi birinde hukuk kurallarının ihlal edildiği delildir.

Doktrinde genel kabul gören tanıma göre hukuka aykırı delil;

“Anayasa, kanun, uluslararası sözleşme veya temel hak ve özgürlüklere aykırı yöntemlerle elde edilen ispat araçlarıdır.”

Bir delilin hukuka aykırı sayılabilmesi için mutlaka ceza hukuku anlamında suç oluşturması gerekmez. Kişilik haklarının, özel hayatın gizliliğinin veya haberleşme hürriyetinin ihlali suretiyle elde edilen deliller de hukuka aykırı delil niteliğindedir.

A. Anayasa m. 38/6
Anayasa’nın 38/6. maddesine göre:

“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”

Bu hüküm yalnızca ceza yargılamasına değil, bütün yargılama türlerine yöneliktir.

Nitekim öğretide ve yüksek yargı kararlarında söz konusu düzenlemenin hukuk yargılaması bakımından da bağlayıcı olduğu kabul edilmektedir.

B. Anayasa m. 20
Özel hayatın gizliliği anayasal koruma altındadır.

Kişilerin telefonlarının gizlice dinlenmesi, elektronik yazışmalarının ele geçirilmesi veya kişisel verilerinin rızaları dışında elde edilmesi çoğu zaman hukuka aykırı delil sonucunu doğurur.

C. Anayasa m. 36
Adil yargılanma hakkı, delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesini zorunlu kılar.

Adil yargılanma hakkının bulunduğu bir hukuk sisteminde hukuka aykırı yöntemlerle delil toplanmasına izin verilmesi düşünülemez.

III. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NDA HUKUKA AYKIRI DELİLLER

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesi şöyledir:

“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.”

Bu hükümle birlikte medeni yargılamada hukuka aykırı delillerin kullanılması tartışmaları büyük ölçüde sona ermiştir.

Artık bir delilin davanın sonucunu değiştirecek güçte olması tek başına yeterli değildir. Delilin hukuka uygun elde edilmiş olması da zorunludur.

IV. CEZA MUHAKEMESİNDE HUKUKA AYKIRI DELİLLER

Ceza muhakemesinde delil yasakları daha katı uygulanmaktadır.

CMK m.206/2-a hükmüne göre hukuka aykırı elde edilen deliller reddedilir.

CMK m.217/2 hükmüne göre ise;

“Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

Dolayısıyla ceza yargılamasında yalnızca sonucun doğru olması yeterli değildir. Sonuca ulaşılırken kullanılan araçların da hukuka uygun olması gerekir.

V. YARGITAY VE ANAYASA MAHKEMESİ UYGULAMASI

Yüksek yargı organları uzun yıllardır hukuka aykırı delil yasağını istikrarlı biçimde uygulamaktadır.

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında;

1-Özel hayatın gizliliğini ihlal eden kayıtların,
2-Haberleşmenin gizliliğini ihlal eden belgelerin,
3-Hukuka aykırı ses ve görüntü kayıtlarının,
4-Yetkisiz şekilde elde edilen dijital verilerin,

kural olarak hükme esas alınamayacağı kabul edilmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da delil yasaklarının hukuk devletinin zorunlu sonucu olduğunu, maddi gerçeğe ulaşma amacıyla dahi temel hakların ihlal edilemeyeceğini vurgulamaktadır.

¸

VI. HUKUKA AYKIRI DELİLLERE İLİŞKİN GÜNCEL TARTIŞMALAR

A. WhatsApp Yazışmaları

Uygulamada en çok karşılaşılan konulardan biri WhatsApp kayıtlarıdır.

Kişinin kendi telefonunda bulunan ve tarafı olduğu yazışmaları mahkemeye sunması genellikle hukuka uygun kabul edilmektedir.

Buna karşılık üçüncü kişilerin telefonlarına izinsiz erişerek elde edilen mesajlar hukuka aykırı delil niteliği taşıyabilir.

B. Ses Kayıtları

Gizlice alınan ses kayıtları kural olarak hukuka aykırıdır.

Ancak Yargıtay bazı istisnai durumlarda kişinin başka türlü ispat imkânı bulunmaması ve ani gelişen bir olay karşısında hakkını korumak amacıyla kayıt alması halinde farklı değerlendirmeler yapabilmektedir.

C. Sosyal Medya Delilleri

Herkese açık sosyal medya paylaşımları genellikle delil olarak kullanılabilmektedir.

Bununla birlikte özel hesapların izinsiz ele geçirilmesi veya şifre kırılarak erişim sağlanması hukuka aykırı delil sonucunu doğurur.

VII. ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ DOKTRİNİ

Amerikan hukukundan kaynaklanan “Fruit of the Poisonous Tree” (Zehirli Ağacın Meyvesi) doktrinine göre;

Hukuka aykırı elde edilen bir delilden türetilen diğer deliller de hukuka aykırı sayılır.

Örneğin hukuka aykırı dinleme sonucunda elde edilen bir bilgiyle ulaşılan yeni bir delil de tartışmalı hale gelir.

Türk hukukunda bu doktrin açık şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte özellikle ceza muhakemesinde etkileri görülmektedir.

Bir takım sınırlamaları mevcuttur mesela ayrı ve bağımsız bir kaynaktan aynı delil elde edilebiliyorsa veya önceden mevcut olan bir delilin varlığını doğruluyorsa hukuka aykırı delilin etkisi ortadan kalkabilir.

VIII. SONUÇ

Hukuka aykırı delil yasağı, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurlarından biridir.

Bir hukuk düzeni yalnızca doğru sonuca ulaşmayı değil, doğru sonuca doğru yöntemlerle ulaşmayı da amaçlar. Bu nedenle hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin kullanılmasına izin verilmesi, bireysel özgürlüklerin ve temel hakların ciddi şekilde zedelenmesine yol açacaktır.

Türk hukukunda Anayasa m.38/6, HMK m.189/2 ve CMK’nın ilgili hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı delillerin kural olarak hiçbir yargılama türünde hükme esas alınamayacağı açıkça görülmektedir.

Bu yaklaşım, yalnızca usul hukukunun bir tercihi değil; aynı zamanda insan onurunu esas alan çağdaş hukuk devletinin zorunlu sonucudur.